22 Kasım 2015 Pazar

"Ona sarıldığında tüm dünyan papatyalanır."

"Sarılmak" kavramı neyi ifade ediyor sizlere? Neyi anlatıyor? Sizin düşüncenizi bilmem ama bende sevgiden sonra gelen 2. Kavram sarılmak. Hatta bu iki kavram aralarında yarışır bazen. Sarılmak en değerli şeylerden biridir ve bu sarılmanın çeşitleride vardır. Kimi hissettirir içindeki o kardeş sıcaklığını. Sevgisini hissettirerek ısıtır içinizi. Size aniden unutturur herşeyi ve bir an kaybolursunuz onda. Başka bir dünyada bulursunuz kendinizi ve dalıp gidersiniz onda. Birde sade sarılan vardır. Karşılık vermez bile. Önemsiz olarak görür sarılmak kavramını. Siz sarılırsınız içten içe. O ise karşılık dahi verme zahmetinde bulunmaz. Oysaki sarılmak çok önemsenmesi gereken bir kavramdır. Sarıldığında unutursun yaşadıklarını. Geçmişini. Anılarını. Sana onlarca acıyı yük edip gitmiş olan onlarca insanı. Unutursun sarıldığında. 

"Her insan mutlu olamaz şu dünyada."

Herkesin hayatı farklı. Uzaktan baktığımızda mutlu her insan. Her aile mutlu. Fakat yaklaştığımızda o kadarda mutlu değiller. Hepsinin içinde acılar, nefretler, öfkeler ve burukluklar var. Onlar yinede mutlu görünmeye çalışıyorlar. Her biri maske takıp o tebessüm barındıran maskenin arkasına saklanıyor. Güçlü görünmek zorundalar çünkü. İnsanlara güçlü görünmezlerse yem olurlar çünkü. Daha çok darbe yerler. Daha çok acır canları. Daha çok dökülür o gözlerden tonlarca yaş. Daha çok acır o yürek. Daha çok parçalanır. Kimisi güçlüdür bu hayatta. Çabucak atlatır yaşadıklarını. Gözyaşlarını kurutur içinde ve güçlü olur. Umursamaz. Fakat kimiside vardır; unutamaz. Yaşanmışlıkları aklından silemez. O hatıralar geldikçe aklına içindeki yara kanar. Resmen yanar içi durmazcasına. Kimisi içini yazılara döker kimisiyse insanlara. Kimileri kaldıramaz yaşananları, yoklukları. Çöker aniden. Yıkılır. Dikilemez daha. Duramaz güçlü. Yalnızlaşır iletişim kurmaya kurmaya. Aslında şöyle diyebilir miyiz; ne kadar mutlu olursak olalım, ne kadar çok mutluluk verici anılar yaşarsak yaşayalım bunların bedelinide ödüyoruz. Herkes ödüyor. Mutlu olduktan sonra o mutlu olduğumuz kişiyi kaybederek ödüyoruz bedelimizi. İşte hayat böyle bişey. Yaşımız kaç olursa olsun ödüyoruz bedellerimizi.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

"Yokluğunu kabullenmek bu kadar kolay mı?"


"Unuttum" demek herkes için kolay bir sözcük. Biz unuttuk diyelim. Peki ya beynimiz? Kalbimiz? Onlar unutacak mı? Hayır. Her geçen gün tekrar tekrar sevecek. Kişi her ne kadar nefret ediyorum desede o içinde kalanlar o nefreti dindirmeye yeter. Anılar canlandıkça kırılan kalbin parçaları keser tum vücudu. Paramparça eder. Ancak siz bir şey yapamazsınız. Susarsınız sadece. Eliniz kolunuz bağlı bir sekilde can acısı cekerek susarsınız. Kalbiniz haykırır siz susarsınız. Sevdiğiniz kişiye sevginizi anlatmak kolay olmaz. Çünkü insan bir kırıldımı bir daha o kırıkları toplayamaz. Birleştiremez eskisi gibi. Kırılan kiside özler elbet. Ancak yazamaz. Kırgınlığı geçse bile gururu vardır. Kişi affetsede eskisi gibi olmaz her sey. Eski samimiliğinde olmaz. En cok da bu koyar ya insana. Mesela en sevdiğiniz sözcüğü bir kez olsun söylemezler size. Sırf can acısı çekin diye. Keşkelere başlarsınız sonra. "Keşke yapmasaydım." dersiniz. Fakat ne çare. Olan olmuş yaşanan yaşanmıştır. Sence giden mi yoksa kalan mı diye sorsanız kalan derim ben. Tüm yükler ona kalır çünkü. Tüm acılar. Giden gitmiştir. Onun için kolaydır her sey. Yeni bir hayata baslayabilir. Fakat kalan; kalan ölmüştür çoktan.

"Hep mutlu ettiklerimiz mi üzmek zorunda?"

Hani derler ya "değerini kaybedince anlarsın." diye. İşte tam da onu yaşıyorum şuan. Hayatımın en derinine giren bir insanı nasıl o derinden  çıkarabilirim bilmiyorum. Yokluğunun canımı acıtması, sürekli onun ismini yazma isteğim, sürekli ona yazma isteğim.. Bunlar ve daha birçoğu koca bir alışkanlık iste. İnsanlar hiç gitmez sanardım ben. Herkesi maskeleriyle bilirdim. Yüzlerindeki maskeyle herkesi iyi bilirdim. Kimse kötü değildi gözümde. O kadar çok saftım ki hemen kanıyordum her şeye. Meğer maskeleri kaldırınca çıkıyormuş ortaya her şey. Meğer gidiyormuş herkes. Meger her hikayenin sonu kötü bitiyormuş. Meğer hep iyiler yaralanıyormuş. Ben mi eksik davrandım onlara karşı diye düsünüyorum aptalca. Hergün aklımdalar o maskeli insanlar. Neden çıkmıyorlar sanki şu akıldan? Neden rahat bırakmıyorlar bilmiyorum. Sadece bunların hepsini aptallığıma sayarak kendimi suçluyorum. Çevremdekiler üzülmesin diye gülümsüyormuş gibi yapıyorum sürekli. Sahte gülüşler ve sahte mutluluklar. İçeride hep bir acı. Bilmiyorum nerede hata yaptım. Hayatım boyunca hep insanların mutlu olmasını istedim. Kendi mutluluğumu umursamayıp hep başkalarının mutluluğuyla ilgilendim. Neden bilmiyorum. Böyle büyümüştüm ben. Sırf çevremdekiler üzülmesin diye istemediğim şeyleri bile yaptığım oluyordu. Onların mutluluğu önemliydi benim için. Gülüşümü etkiliyorlardı. Mutluluğumu. Hatta belki de hayatımı.  Şu son zamanlarda mutlu bir insan olmayı beceremedim. Yüzüne güldüklerim hep mutlu sandı beni. Ancak yanılıyorlardı. O sahte gülüşlerin arkasında koca bir acı ve pişmanlık vardı. O pişmanlık hep içimde kalacaktı sanırım. Ben bôyleydim cünkü. Belirli şeyleri unutamazdım. Hatta birçok şeyi. Beni diğerlerinden farklı kılan tek özelliğim insanların mutluluğunu düşünmem oldu. Gece gündüz o insanlar için çalışır, çabalardım. Onların yüzü güldükçe mutlu olurdum. Kimisini şu küçücük yaşımla teselli ederdim. Çabuk alışır zor vazgeçerdim insanlardan. Zor unuturdum. Böyle biriydim işte ben. Kendi kırgınlıklarımı, üzüntülerimi hiçe sayar insanların üzüntülerine odaklanırdım. Ne yapayım benim de böyle bir yapım var işte. Değişemedim, değişemiyorum da. Sonu bağlayacak olursam kimsenin üzülmesini istemiyorum. Benim için her üzüldüğünüzde ben iki kat suçluyorum kendimi. Unutamadığımın, kötüye gittiğimin de farkındayım. Ancak yapacak bir şey yok. Susarak beklemek en mantıklısı. Belki susup içime atarak kitap yazarım. En azından insanlara bir faydam dokunur.


10 Temmuz 2015 Cuma

"Hep iyi niyetimizden kaybediyoruz."

Şu son zamanlarda çevremize bakındığımızda kırgın, acı çeken, depresyona giren hatta intahara kalkışan binbir türlü insan görüyoruz. Peki bu insanlarının yarısının suçlu olmadığını biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Hepsini suçlu olarak damgalıyoruz.

Son zamanların bir modası daha var. “yapmacık” sözcüğü. Çevremize şöyle bir bakınırsak çoğu insan yapmacık aslında. Dışarıdan masum, iyi kalpli, saf ve temiz duran insanlar aslında içlerinde koca bi vicdansızlıkla duruyorlar karşımızda. Ben onları maskeli insanlar diye adlandırıyorum şahsen. Çünkü maskeliler. Maskeleri çıkarınca çıkıyor her şey ortaya. Yalanlar, dolanlar, atılan iftiralar ve tabiî ki ödenen bedeller. Şimdi ben bunu kime anlatsam “hayat” diyecek bana. Hayatın acısıda var tatlısı da diyecek. Oysa öyle değil. Hayatı hak ettiğimiz gibi yaşamıyoruz aslında. Genelde eşit şekilde değil de çoğunluk acısıyla yaşıyoruz. Biz iyi insanlar grubu olarak fazla acı çekiyoruz. Fazla gözyaşı döküyoruz. Hatta benim gibi depresyona girip bir türlü çıkış yolu bulamayan bile var. İstediklerimizi yaşamıyoruz ki biz? Hayatın istediklerini yaşıyoruz. Oysaki özgür bireyleriz biz. Yaşama özgürlüğümüz var. Peki ya bu özgürlüğümüzü elimizden alan şey? Hayat. Biz iyi insanlar olarak sadece karşımızdakine fazla güvenip inanarak koca bi aptallığa imza atmış oluyoruz. Sonuçları bilmeden güven ve inanç konusunda tüm 8leri yan çeviriyoruz. Sonuçları yaşayıncada “keşke” diyoruz. İşte bu yüzden sevmiyorum bu sözcüğü.  Bir işe yaramıyor. Sadece gereksiz bir sözcük. Gidenleri geri getiriyor mu? Hayır. Sorunlarımıza çözüm olabiliyor mu? Hayır. Sadece başıboş bir sözcük.  Zaten çevremizde ne kadar iyi kaldı ki? Şu son 3 senede bakıyorum da ortalık yapmacık insan kaynıyor. Yani bir insana hayatımın anlamısın dedikten sonra o insanı yarı yolda bırakmak da nedir? Hayatımın anlamısın diyorsun. Yani onsuz yaşayamazsın. Onsuz hayatın tadı tuzu olmaz. Bilmeden etmeden sözcükler söyleyerek çekip gitmek insanların içine işlemiş. Size bir sözcük söylüyorlar. Sizi mutlu eden yüzünüzü gülümseten hatta dünyayı elinize veren ufak bir sözcük. Aradan zaman geçiyor bir bakıyorsunuz o sözcüğü başkasına söylüyor. O kadar çok canınız yanar ki? Kelimelere dökemezsiniz. Susarak beklersiniz. Umutluca her gün beklersiniz. Bazen en sevdiğiniz şeyleri bile umursamazsınız. Uyku aşkınızsa uykusuzluğu aşkınız yaparsınız. Yazı yazmak hobinizse fobi haline dönüştürürsünüz. Çünkü kötü insanların biz iyi insanların hayatında etkisi büyük. Mesela yokluklarını kabullenemiyoruz. Başkalarıyla gülmelerine. Kabul edemiyoruz bir türlü. Sürekli yanımızda olsun istiyoruz. Zaten o kişiyi tanırkende öyle düşünüyoruz. Hiç gitmez ya bırakmaz yarı yolda diye sürekli düşünüyoruz. Kendimizden emin bi şekilde hemde. Kalbimizdeki o koca boşluğu kapatamıyoruz. Anıları unutamıyoruz. Birçok şeyi silemiyoruz. O zaman nasıl unutmamızı beklersiniz ki bizden? “unut” diyorlar basitçe. Ama bunu yaşadıktan sonra söylemek lazım. Çünkü biz insanlar yaşayınca anlıyoruz her şeyi. Basit dediğimiz şeyin zor olduğunu yaşayınca anlıyoruz.